Archive for the sobe Category

>Bir Blog Ödülü :)

Posted in anneden, ödül, sobe on March 25, 2011 by ekinvebiz

>Keyifli bir ödüle, keyifli bir fotoğraf yakışır 😉

18-21 mart tarihlerinde Mardin gezisindeydik. Eşimin bana doğumgünü hediyesiydi bu seyahat 🙂 Çok güzel yerler gördük, çok güzel vakit geçirdik. Yaklaşık 1200 adet fotoğraf çekmişiz 🙂 Dönüşte kendimize gelmemiz biraz uzun sürse de, yakın zamanda paylaşacağım Mardin anılarımızı ve çektiğimiz fotoğrafların bazılarını.

Bu arada blogum bir ödül almış. Dünya tatlısı minik bir kız var, adı Yağmur. Annesi meslektaşım, Yağmur’un harika fotoğraflarını paylaşıyor birdamlacıkyağmur adlı blogunda. Adı bile güzel olan bir ödül vermiş blogumuza, okuması en keyifli blog ödülü 🙂 Çok teşekkür ederim Damla, böyle bir ödül almak ne güzel 🙂

Benim severek takip ettiğim çok blog var. Ama okurken ayrı bir tat aldığım birkaç blog var, onlara vermek istiyorum bu ödülü: Syrakusa, içimdekidörtmevsim, sanatnotları ve içimdençağlayanlar, okuması en keyifli blog ödülünü size veriyorum kabul ederseniz 🙂
Advertisements

>Bir Blog Ödülü ve Görmek İstediğim Şehirler

Posted in anneden, ödül, gezi, sobe on January 7, 2011 by ekinvebiz

>

Yılın son günü bloguma bir ödül geldi. Sevgili Leptir “your blog is fabulous” ödülünü göndermiş bana ve benimle birlikte birçok blogger arkadaşına. Teşekkür ederim Leptir 🙂

Ödülün tek bir kuralı var: Seyahat etmek istediğiniz üç yeri, nedenleriyle belirtmek.

Benim seyahat etmek istediğim çok yer var, ama mutlaka görmeliyim dediğim ve ilk anda sayabileceklerim şunlar:

1. Mardin: “Mardin, mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu izlenimini veren Güneydoğunun şiirsel kentlerinden biridir.” Bu şekilde tanımlanan kaç şehir biliyorsunuz? “Mardin farklı dini inanışlar paralelinde, sanatsal açıdan da tarihi değeri olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler barındırmaktadır. Mardin, İpek Yolu güzergahında olup, ilde beş han ve bir kervansaray mevcuttur.”

O zaman ne yapmalı, Mardin’i kesinlikle gezmeli 🙂 Biz de öyle yapacağız, mart ayında Mardin’de olacağız :)))

Mardin / Taş Evler

2. Barselona : İlk ve öncelikli nedenim elbette Gaudi! Gaudi’nin eserlerinin dehasını görmeden ölmek istemem. Park Güell, Casa Mila, o güzel şarkıya konu olmuş, bitmeyen La Sagrada Familia 🙂 Picasso da bir süre Barcelona’da yaşamış ve mavi dönem eserlerini bu dönemde yaratmış. Kesinlikle görmek istediğim bir şehir Barselona…

Barcelona / Casa Mila

3. Peru-Machu Picchu: Gizemli İnka şehri… Kuruluş amacı hala bilinmiyor. Machu Picchu, merdiven sistemiyle birbirine bağlı olan taş yapılardan oluşuyor. Günümüze kadar sağlam kalmasının nedeni 1530’lu yıllardaki İspanyol işgali sırasında sık dağlar arasında kaldığı için bulunup istila edilememesi. Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu gizemli şehri görmek istiyorum 🙂

Sanırım seçtiğim 3 yer de mimari özellikleriyle beni etkiledikleri için listemdeler 🙂

Peru / Machu Picchu



Bu ödülü ve soruyu Sinem’e (sanatnotları), Gülay’a (uzaylı anne) ve Umur’a (Ada’nın annesi) gönderiyorum. Siz nereleri görmek isterdiniz?

Ekleme : Bilgiler ve fotoğraflar wikipedia’dan 🙂

>Emzirme Reformu Sobesi

Posted in anneden, sobe on December 22, 2010 by ekinvebiz

>

Emzirme Reformu’nu duymayanınız kalmamıştır sanırım. Ben de haziran ayında yazdığım bir yazıyla reformu desteklemiş ve duyurmuştum. Şimdi bir “Emzirme Reformu Sobesi” başladı.

Blogcu annenin yazısında;

“Blogları olanlar, lütfen bu soruları yanıtlayıp, sobeleyebildiğiniz kadar çok blogcuyu sobeleyerek yayılmasını sağlayın. Yazılarınızın linkini bilgi@emzirmereformu.com adresine gönderin.
Blogları olmayan ancak bu kampanyana destek olmak isteyenler ise bu soruları
Emzirme Reformu’nun Facebook sayfasındaki tartışma bölümünde yanıtlayabilir, kendi Facebook profillerinde paylaşabilir, ya da veri tabanına kaydedebilmemiz açısından soruların yanıtlarını bilgi@emzirmereformu.com adresine gönderebilirler.”

şeklinde bir açıklama var. Benim de bir katkım olsun istedim, sobelenmeyi beklemeden hemen yanıtladım soruları 🙂


1. Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı sizce yüzde kaç?

Öğrenmeden önce cevabım %30-35 olurdu. Ama gerçek %1,3!

(Türkiye’de ilk altı ay sadece anne sütü alan bebeklerin oranı yüzde 1,3. (Kaynak UNICEF Türkiye). Annelerin yüzde 98’i doğumdan sonra emzirmeye başlıyor, fakat ilk iki aydan sonra genel emzirme sorunları veya işe başladıklarında yaşadıkları sıkıntılar nedeniyle emzirmeyi ve anne sütüyle beslemeyi sonlandırabiliyorlar.)

2. Siz bebeğinizi ne kadar süre anne sütü ile beslediniz? ,

Ben kızımı 31 ay emzirdim. İlk 6 ay su dahil hiçbir ek gıda vermeden sadece anne sütü, sonrasında ek gıda ve anne sütü. Mama hiç kullanmadım. Sütümü hiç sağmadım, biberonu su içme dışında hiç kullanmadı, emzik de vermedim. 7/24 kızımın hizmetindeydi memeler 🙂 İkinci kez anne olursam yeniden en az 31 ay emziririm.

3. Kaç ay doğum izni kullandınız?

Doğumdan sonra kendi işimizi yapıyor olmamızın avantajıyla evde olmayı ve kızımla birebir ilgilenmeyi tercih ettim. 4 yılı tamamladık bu şekilde 🙂

4. Yasal süt izninizi kullanabildiniz mi?

3. soruda yanıtlamış oldum bu soruyu…

5. Emzirdiğiniz ya da süt iznini kullandığınız için iş yerinde mobbing (tepki, işi bırakmanız için baskı) ile karşılaştınız mı?

Çok şükür bu meselelerle uğraşmak zorunda olmadım. Yeni anne olup da uğraşmak zorunda kalan kadınların Allah yardımcısı olsun. Umarım bu konuda gelecek nesiller zorluk ve baskıyla karşılaşmak zorunda kalmayacaklar.

6. Bebeğinizi toplum içinde, dışarıda emzirmeniz gerektiğinde sıkıntı yaşadınız mı?

Ekin sık emmek isteyen bir bebekti ve memede uyumayı tercih ederdi. Bu nedenlerle dışarıda emzirmişliğim çoktur. Herhangi bir sıkıntı yaşamadım 31 aylık emzirme sürecinde. Plajda, lokantada her yerde emzirdim. Bebeğimin ve benim rahat edemeyeceğimiz yerlerde arabamızda emzirmeyi tercih ettim.

7. Emzirme konusunda desteğe ihtiyacınız oldu mu? Gerek emzirme danışmanlığı, gerekse psikolojik olarak yeterince destek bulabildiniz mi?

İlk zamanlar emzirirken memelerim yara olmuştu ve emzirmek çok acı veriyordu. Kendi kendimi telkin ederek emzirmeye devam ettim. Herhangi bir dış destek almadım.

8. Emzirdiğiniz süre boyunca etraftan “sütün yetmiyor, mama ver, bu çocuk meme emmek için çok büyük” şeklinde baskı gördünüz mü?

Sütü çok bol olan şanslı annelerdendim. O nedenle “sütün yetmiyor” cümlesini hiç duymadım. Tam tersi 1 saat bile emzirmesem, dolup taşıyordu sütlerim. Ama tahmin edebileceğiniz gibi en çok duyduğum “yeter artık emzirdiğin” , “daha ne kadar emzireceksin” türünde cümlelerdi. Hatta aile büyüklerimizden “bu çocuk seni sömürüyor”, “(2,5 yaşında) hala sütün var mı ki niye emziriyorsun” ya da “bu yaştan sonra sütün yaramaz ki” türünde eleştirileri çok duymuşluğum vardır :)) Ama yılmadım, ben ve kızım ne kadar süre istediysek, o kadar emzirdim.

9. Emzirme Reformu’nu biliyor musunuz? Sizce Emzirme Reformu neden gerekli?

Emzirme Reformu’nu biliyorum, daha önce blogumda bu konuda birşeyler yazmıştım. “Sağlıklı ve mutlu bebekler için sağlıklı ve mutlu anneler gerekli” demiştim o zaman, reform sayesinde anneler çalışıyor olsun olmasın bebeklerini rahatça emzirebilecekleri koşullara kavuşacaklar. Buna inanıyorum. Annelerin haklarını bilmeleri önemli ama yeterli değil, toplum olarak bu konunun bilinmesi ve ihtiyaç duyulan düzenlemelerin yapılması gerekli.

10. Emzirme Reformu’nu web sitesinde desteklediniz mi? Destek olmak için
http://emzirmereformu.com/ adresindeki formu doldurmanız yeterli.

En başından beri destekliyorum…

Anne adaylarını “kötü doğum hikayeleriyle”, emzirmeye çalışan anneleri “sütün yetmez, yetmiyor, mama ver, çok emzirdin, az emzirdin” diye boğmayalım lütfen. Anneler ne kadar rahat olursa bebekleri de o kadar rahat oluyor. Bu gerçeği göz ardı etmeyelim…

>Sobelendim! Kreş Sobesi Bende :)

Posted in anneden, sobe on November 27, 2010 by ekinvebiz

>

Sevgili Zeynep, beni sobelemiş, “kreş kullanmayan bir anne” olarak beklentilerimi paylaşmamı istemiş. Hay hay, zevkle Zeynep’çiğim 🙂

Soru:1.Çocuğunuzu kaç yaşında kreşe gönderdiniz/göndermeyi düşünüyorsunuz? Kreşe göndermek için beklediğiniz yaş dışında bir şey var mı?

Ekin henüz kreşe başlamadı. Doğrusu bunu olabildiğince geciktirmeyi düşünmüştük eşimle en başından beri. Bunun en temel sebebi benim Ekin’in doğumuyla birlikte çalışma hayatıma ara vermemdi. Ekin’i büyütürken annelerimiz de dahil olmak üzere, akraba ya da yabancı kimseden yardım almadık. Birebir ben ilgilendim kızımla. 16-17 aylıkken haftada 3 gün, oyun grubu sağlamak amacıyla açılmış bir kurumda oyun grubuna devam ettik. Ekin ilk sürekli arkadaşlıklarını, birlikte oynama alışkanlıklarını orada kazandı diyebilirim. Oldukça da eğlenceli bir süreçti. 2 yaşından sonra taşındık ve uzaklık ve kurumun yapısının değişmesi nedeniyle bu kuruma devam edemedik.

O dönem Montessori eğitimiyle tanıştım ve ev uygulamaları yapmaya başladık. Daha önce de benzer fikirlerim olmasına karşın, Montessori ile tanıştıktan sonra kreş fikri (mevcut kreşleri düşünerek) daha da bulanıklaşmaya başladı kafamda.

2,5 yaşında haftada 2 gün anne-bebek jimnastiğine başladık. Birkaç ay sonra da haftada 2 gün İngilizce oyun grubu maceramız başladı. Artık haftanın 4 günü hem spor yapıp hem dil öğrenip hem de yaşıtlarıyla birarada olabileceği/oynayabileceği ortamlar oluşturunca kreşe hiç ihtiyaç duymadık 🙂 Bunlara sanatsal etkinlikler (tiyatro oyunları, sergiler vs), sosyal etkinlikler (arkadaş toplantıları, aylık periyodik oyun grubu buluşmamız, çeşitli geziler vs), müzik (piyano çalışmaları) ve ev etkinliklerimiz (Montessori çalışmaları ve evde yapılabilecek her türlü etkinlik) de eklenince, temposu yoğun, eğlenceli, en önemlisi Ekin’in keyif aldığı ve mutlu olduğu bir süreç yaşadık / yaşıyoruz. Bana çok sorulan “neden kreşe göndermiyorsunuz?” sorusunun uzun yanıtı da budur :))

Soru 2.Çocuğunuza kreş seçerken sizin için en önemli kriter nedir? Olmazsa olmaz, bu sağlanmazsa evde bakılsın daha iyi diyeceğiniz.

İstanbul’daki gibi bir Montessori okulu İzmir’de de açılsaydı, mutlaka 3 yaşından sonra tam gün olmasa da devam etmesini isterdim Ekin’in. Ne olursa olsun tam gün okulu küçük yaşlar için biraz acımasız buluyorum. Çalışan anneler için başka çare olmadığını biliyorum ama yine de küçücük kuzuların erken yaşlardan itibaren sabahtan akşamın geç saatlerine kadar anne babadan uzak olmaları içimi acıtıyor 😦

Neyse, benim için en önemli kriter şudur: çocuğa saygı duyulan, isteklerinin ve kişisel özelliklerinin dikkate alındığı bir ortam sağlanabilmesi. Harala gürele bir “faaliyetten” öbürüne koşturulup, gürültü ve de “görüntü” kirliliğinin içinde olmamaları! Allah aşkına bu kreşler neden bu kadar çok renk ve görüntü karmaşası içinde, çocukların bu kirliliğe ihtiyacı olduğunu hangi “yetişkin” akıl etmiş acaba? (mimar bakış açımla böyle görünüyor bu durum, sizi de rahatsız ediyor mu?)

Örneğin, Ekin bir çalışma yaparken bölünmekten, araya girilmesinden, ona seslenilmesinden hiç hoşlanmaz. Biz de evde buna saygı gösterir ve odaklanmasını bozmayız (anneanne ve babaanneye bu durumu anlatamadım ya, o ayrı 🙂 ) Öyle bir kreş hayal ediyorum. Kendini işine kaptıran çocuğun, “haydi bilmemne saati!” diye çağrılıp, konsantrasyonun ve dolayısıyla gelişiminin sekteye uğratılmadığı! (sanırım bu sadece Montessori okullarında oluyor…)

Bir de tabi güzel ve büyük bahçesinde doyasıya oyun oynayıp bitkiler yetiştirilse, benim için tadından yenmez 🙂 (sizce İzmir’de böyle bir kreş bulabilir miyim?)

Soru 3.Türkiye’deki kreşlerde rastlamadığınız, keşke olsa dediğiniz bir uygulama var mı?

Oyun grubu dışında kreş deneyimim yok. Ama şunu söyleyebilirim, Türkiye’de “alternatif eğitim” diye bir şeyin uygulamasını bulmak imkansız gibi. Her şey hemen hemen tüm okullarda aynı, kreşler de dahil. Farklılık olsa keşke diyorum. Biz mevcutun içinde birbirinin aynı okullar içinde seçim yapmak zorunda kalmasak, kendimize/çocuğumuza uygun eğitim veren bir okul bulabilsek keşke…

Soru 4.Türkiye’deki kreşlerde yaygın olarak rastladığınız ve saçma bulduğunuz bir uygulama var mı?

En saçma bulduğum uygulama kreşte TV izletilmesi! Bunu o kadar çok duydum ki, yine de her seferinde şaşırıyorum. Nasıl olur da çocuklarımızı “sosyalleşsin” diye gönderdiğimiz kurumda, TV açıp çocukları önüne oturtabiliyorlar? Gerçekten anlamıyorum. Evde son derece kontrollü TV izleten bir anne olarak, ne tür programlar izletildiğini de oldukça merak ediyorum!

Bir de oldukça saçma bulduğum bir uygulama da yıl sonu gösterileri. Psikopedagog Dr. Atanur Mert “MÜSAMERE Mİ? HAYIR TEŞEKKÜRLER!” başlıklı yazısında “Müsamereler okulöncesi yaşları için uygun etkinlikler değil.” diye yazmış. Burada uzun uzun yazmayayım, yazının tamamı şurada. Bu müsamerelerin veliler için hazırlandığını, onların memnuniyetine yönelik olduğunu ve çocukların çok da keyif almadıklarını gözlemliyorum. Alternatif yıl sonu eğlenceleri düzenlenebilir, bunu mesleğini çocuklar üzerine kurmuş olan insanların yaratıcılığına bırakıyorum :)))

Soru 5.Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra en çok zorlandığınız konu ne oldu? Henüz gitmiyorsa zorlanacağınızı düşündüğünüz?

Kreşe gitmiyor Ekin ama zorlanacağı konu ne olabilir? Hımm, benden ayrılmakta bir sorun yaşamıyor, bensiz de uzun ve güzel vakit geçirebiliyor. Bu sorun olmaz. Sanırım kuralcılığı sıkıntı yaratabilir. Ama uyumlu da bir çocuk, ortamı severse sorun yaşayacağını düşünmüyorum. Bir de yukarıda yazdığım gibi bir şeyle uğraşırken bölünmekten hoşlanmıyor, hatta konuşurken sözünün kesilmesinden bile! Saygı istiyor çocuk 🙂 Evde böyle görüyor çünkü, bu sorun yaratır mı :))))

Soru 6.Çocuğunuz kreşe gidiyorsa, kreşe başladıktan sonra çocuğunuzda gözlemlediğiniz en olumlu gelişme ne oldu? Henüz gitmiyorsa kreşin gelişimine en büyük katkısı ne olur sizce?

Dediğim gibi henüz Ekin kreşe gitmiyor ama artık 4 yaşındaki bir çocuğun arkadaş ve oyun ihtiyacının daha fazla yoğunlaştığını hissediyorum. Beraber katıldığımız etkinliklerin yanı sıra, sadece kendisi ve yaşıtlarının olduğu, yanında ebeveynlerinden birinin olmadığı bir ortamda sosyal davranışlarının daha da gelişmesi açısından yarım gün bir kreşe göndersek mi diye düşünüyorum bugünlerde. Şimdiye kadar gidişattan çok memnunuz anne-baba olarak. Girişken, konuşkan :), özgüvenli olduğu söylenen bir kız çocuğu Ekin. Biraz kuralcı, genel olarak dost canlısı. İlle arkadaşlık kurmak ve sohbet etmek istiyor, yeni tanıştığı bir çocukla bunları kuramazsa (karşı taraf sessiz ve içine kapanıksa örneğin) çok üzülüyor ve kızıyor. Daha 2 yaşında bıdır bıdır konuşurken, karşısındaki çocuk cevap vermeyince çok çok üzülürdü ve bana sorardı “anne niye benimle konuşmuyor?” diye 🙂 Çeşitli karakterlerde çocuklarla karşılaşıp kendine göre davranışlar geliştirmesi açısından yararlı olabilir diye düşünüyorum. Biz çok fazla çocukla biraraya getirmek için çaba sarfettik şimdiye kadar, bize ihtiyaç duymadan pek çok sorununu çözebildi. Bunun sürekliliğini sağlamak için kreşin “artık” yararlı olabileceğini düşünüyorum.

Bu sobe çok dolaştı, kim kaldı sobelenmeyen? Nehirineylemleri, annelili, uzaylı anne Gülay ve bir baba görüşü almak için Syrakusa‘yı sobeliyorum. Sanırım sizler yazmamıştınız bu konuda, siz de yazın düşüncelerinizi, okuyalım 🙂

>Bloguma "Outstanding Blogger Award" geldi!

Posted in ödül, hoş bir ayrıntı, sobe on July 29, 2010 by ekinvebiz

>
Leptir, şu yazısında bana “outstanding blogger award” göndermiş :)) Kendisi bir Montessori bloguna sahip ve ödül alanlar da verenler de zevkle takip ettiğim Montessori blogları. Çok sevindim ve gurur duydum. Leptir‘in listesinde, Montessori bloglarının arasında olmak mutlu etti beni 🙂 Leptir daha önce “montessori eğitimi blogumuz“da yayınladığım yazılara da yorum yazmıştı. Ekin’le yaptığımız Montessori çalışmalarımızın takip edildiğini ve beğenildiğini bilmek çok güzel :))

Ödülün kuralları şöyle:

1. Sana ödülü verene teşekkür et.

Zevkle 🙂 Sevgili Leptir, ödülü bana verdiğin için teşekkür ederim. Blogunu keyifle takip ediyorum, öğrencilerinin de çok şanslı olduğunu düşünüyorum 🙂

2. Kendin hakkında 7 şeyi paylaş.

Zevkle 🙂

  1. Kızımla evde olmaktan ve kızımla ilgilenebilmek için çalışmaya ara vermekten çok memnunum. Ne kadar zorluk çeksem de zaman zaman, bu kararımdan hiç pişman olmadım.
  2. Arkadaşlığa önem veririm. Ordan burdan, özellikle de sanal ortamdan bir sürü arkadaşım olsun diye bir derdim hiç olmadı. Dürüst, değerli insanları arkadaşım olarak seçerim ve onlara hep sadık kalırım. İyi insanları çevremde tutmaya çalışırım. Tek tük hatam olsa da genel olarak bunu başardığımı gururla söyleyebilirim 🙂 Bu arada sanal ortam sayesinde tanışıp gerçek hayatta dostum olan az sayıda değerli arkadaşım var, iyi ki de varlar :))
  3. Şarkı söylemeye bayılırım (daha önce yazmıştım, değil mi? ) :)))
  4. İyi, kaliteli şeyleri severim ama lüks merakım yoktur. Fazla marka, lüks eşya lafı edenleri de pek sevmem 🙂
  5. Mutfakta olmayı çok severim, evde ev yapımı meyve suları, çeşit çeşit ekmekler, yoğurt, en doğal ve sağlıklı şekilde pişirilmiş yemekler yapmaya bayılırım. Güzel de yaparım, ne yalan söyleleyim 🙂
  6. Montessori hakkında okumak, öğrenmek, etkinlikler planlamak, kızımla uygulamak keyif aldığım bir durum oldu son 2 yıldır 🙂
  7. Denizsiz yaşayamam sanırım, o nedenle yaşadığım şehri seviyorum. Canım her istediğinde deniz kenarında çay içebiliyorum, ya da balık yiyebiliyorum. Yüzmek isteyince en geç 1 saat içinde en güzel kumsallara ulaşabiliyorum. Çocukluğumu, gençliğimi, aşkımı, bebeğimi hep İzmir’de yaşadım. İyi ki İzmir’deyim 🙂

3. Yakınlarda keşfettiğin ve harika bulduğun 15 bloga ödülü gönder.

İşte bu benim için çok zor… Beğendiğim birçok blog zaten bu ödülü almış. O nedenle bu kuralı pas geçiyorum :)))

>Sobeee! Çantamı Açtım…

Posted in sobe on February 19, 2010 by ekinvebiz

>
Herkesin çantasında neler var diye bakarken sonunda sobelendim. Demet‘çiğim beni sobelemiş, ben de çantamı açtım. Bu ortalama hali çantamın, küçük bölmelerdeki minik ıvır zıvırları çıkarmadım. Bu çantayı eşim almıştı, “Allah aşkına bana şöööyle kocaman bir çanta bulsana” demiştim. Çünkü aradığım büyüklükte ve modelde çanta bulamıyordum. Bu çanta iyi oldu, uzun süredir kullanıyorum. Bakmayın öyle durduğuna, epey malzeme taşır kendisi :)))

Gelelim içindekilere… Say say bitmez. Ben zaten bir sürü eşyayla gezerim normalde de, Ekin’in de eşyaları eklenince iyice abartı bir durum ortaya çıkıyor. Her yere minumum bu eşyalarla (bakınız yukarıdaki foto) giderim, hatta bazen daha da eklenir (yakın çevrem tanık, hatta Demet’e sorun, o biliyor çanta durumlarımı 🙂 ). Bir de fotoğraf makinesi çantam var tabi, onsuz da yapamam.

Sayıyorum:
  • Cüzdan niyetine kullandığım siyah mini çanta (hala kendime bir cüzdan beğenemedim)
  • Bozuk paralar için kırmızı mini çanta
  • Kartvizitim için kartlık
  • Ekin’e birkaç toka
  • Not defterim ve kalemim
  • Cep telefonum ve kulaklığım (Ekin uyuduğunda kulaklığı takıp müzik dinliyorum)
  • Her daim okuduğum kitap (Ekin uyuduğunda ya da herhangi bir boşlukta okumak için/bu aralar pek mümkün olmasa da neden yanıma almadım ki dememek için)
  • Ekin’e okuması için kitaplar ( o gün hangilerini seçmişse)
  • Ekin’e ve bana su
  • Güneş gözlüğüm ve numaralı gözlüğümün kılıfı
  • Gözlük temizleme spreyim
  • Ekin’in boyaları ( onlar olmadan olmaz!)
  • Makyaj çantam (pembe olan), rujumu tazelemem gerekir çünkü 🙂
  • Antibakteriyel jel
  • El kremim
  • Islak mendil paketi ve birkaç kolonyalı mendil
  • Ekin’e atıştırmalık çerez ( fındık, ceviz, kuru dut, yaban mersini gibi bir karışım)
  • Anahtarlığım (Ekin’in çok sevdiği sarı köpekçik)
  • Ekin’e yedek kıyafet (bunları da mutlaka alırım, terlerse ya da kirlenirse diye, çoğunlukla aynen geri getiririm. Götürmesem kesin lazım olur…)
  • Ekin’in Helen Doron İngilizce CD’si (arabada dinlemek için)
E, valla aynen böyle. Fazlası da olur ama bundan az olmaz :)))
Eğer dışarıda daha uzun kalacaksak, daha çok oyuncak ( yapboz ya da çivi oyuncağı veya patates kafa gibi) ve araba koltuğunda uyuyacağı için kucaklayıp eve götürürken sırtını örtmek için battaniye ve büyük resim defteri gibi fazladan eşyalar da alırım ama onlar çantama sığmayacağı için ayrı bir çantayla taşırım.
Ben de, artık sobelenmeyen kaldı mı bilmem ama, Umur‘u ve Berrak‘ı sobeliyorum. Hadi siz de açın çantalarınızı :))

>Hakkımda 7 Şey…

Posted in sobe on February 2, 2010 by ekinvebiz

>Blogcu anne sobelemiş beni, şimdiye kadar sevdiğim bloglardaki yazıları takip edip çok eğlenmiştim okurken. Şimdi ben kendim hakkında 7 bilinmeyen şeyi yazmalıyım. Başlıyorum :))

1. Herşeyi kendim yapmalıyım durumları vardır bende. Belki hep böyle yapmaya alıştığım için bilmiyorum, yardım almakla ilgili ufak bir sorunum var 🙂 Yemeği ben yapmalıyım, çocuğuma ben bakmalıyım, evle ilgili alışverişi ben yapmalıyım… Kimseye kendimle ilgili bir işi yaptırmayı sevmem. Evimde başka birilerinin birşeyler yapmasından hoşlanmam, örneğin temizlik için yardımcı gelince tedirgin olurum. Sırf bu nedenle bir süre eve yardımcı alamamıştım 🙂 Şimdi alıyorum elbette ama gidence rahatlıyorum. Biraz tuhafım, kabul 🙂

2. Kuaföre gitmekten hiç hoşlanmam… Kuaförleri ve kuaför muhabbetlerini sıkıcı bulurum. Mecbur kalırsam giderim ama mecbur kalana kadar da beklerim 🙂

3. Renkli giyinmeye bayılırım. Hiç siyah kıyafetim yoktur. Zaten zayıf olduğumdan, beni zayıf gösteren kıyafetlere tahammül edemem :)) Kırmızılar, yeşiller, pembeler, rengarenk giyinmeye bayılırım. Bir de takı tutkum vardır. Bir ara yapıyordum kendime. Özellikle küpesiz dışarı çıkmam. Büyük küpeleri severim, minicikler saçlarımdan görünmez diye takamam :)) Makyaj yapmaya da bayılırım. Valla eskiden bu kadar süslü değildim :)) 30’umdan sonra kendime daha bir özeniyorum sanırım. Bütün bu yazdıklarım yanıltmasın, abartılı giyim- kuşam- makyaj hiiiiç sevmem. Herşeyin sadesi güzel…

4. Biraz kararsızımdır. Bazen alışverişte öyle bir kilitlenirim ki çözülemem bir türlü 🙂 Kendimi daha da kararsız hissettiğim günler alışverişe çıkmam. Eşime telefonla bile fikir sormuşluğum çoktur :P. Sadece alışveriş meselesi de değil, bazen çelişkiler yaşarım, ne yapacağıma, nasıl davranacağıma karar veremem. Herşeyi çok yönlü düşünmeye çalıştığımdan bir sonuca varamam. Ama bazen de kendimi bile şaşırtacak kadar kararlı oluveririm 🙂

5. Şarkı söylemeye bayılırım. Arabada, evde, her yerde söylerim. Allahtan sesim karga gibi değil de, şikayet gelmiyor etraftan :))) Kızımı da sevdiğim şarkılarla uyuturdum, hala da ister geceleri… Ben de ” güneşin alevden saçları..” diye başlarım söylemeye 🙂 Repertuarım da geniştir yani…
Güzel sanatların her dalına karşı müthiş merakım ve ilgim vardır, müzik en başta…

6. Arkadaşlıklarımda çok seçiciyimdir. Ufacık yalan, riyakarlık, ve saygısızlık sezersem, bitiririm hemen. Dostluğa önem veririm, arkadaşlarıma değer veririm, bu nedenle beklentilerim de yüksektir. Aynı nedenden de sayılı arkadaşım vardır 🙂 Yeni arkadaşlıklar kurmaya bayılırım, ama hayal kırıklıklarım çoktur maalesef 😦

Son maddeye geldim, ama yazacak çok şeyim var daha :))

7. Kokulara karşı çok duyarlıyım, burnum hassastır. Bu özellik kızıma da geçmiş, ufacık bir koku gelsin bir yerden hemen farkeder. Benim gibi her şeyin güzel kokmasını ister 🙂 İşin tuhafı eşim de öyledir…Koku hassasiyetim olduğundan, şimdiye kadar iki tür parfüm kullanabildim. Hamileyken sırf burundan ibaret gibiydim. Bütün kokuları alabilen bir burun :)) Hatırlayınca bile bir tuhaf oldum. 9 ay boyunca parfüm kullananlardan nefret etmiştim 🙂

İşte bu kadar… İlginç mi bilmem ama hakkımda yazabileceğim 7 şey olarak bunlar geldi aklıma. Ben de Demet‘i (kaçamazsın Demet 🙂 ) ve Özden‘i sobeliyorum. Sobeeeee…

Not : Açalya, şu yazısında mim’le ilgili birşeyler yazmış. Okumalı, öğrenmeli derim ben 🙂