>"Zamane Hatunları" ve Feminist Bir Yazı

>24/10/2010 tarihli Radikal-2 gazetesinde, Nacide Berber ve Özgün Akduran‘ın “Zamane Hatunu” başlıklı haberlerini okudum. Blogumda alıntı yazı paylaşmam pek, ama bunu paylaşmazsam rahat edemezdim, buyrun okuyun!

“Geçtiğimiz ay bir banka ve dergi ortaklığında kadınlar için kısa bir ‘başarılı’ öz yaşam hikâyesi yarışması ilan edildiğini duyduk. Başlık dikkat çekiciydi: “Zamane hatunları!” Yarışmanın mantığı, son 10 yılda gündeme gelen aile ve iş yaşamını uyumlulaştırma politikalarına paralel olarak, hem işe hem de eve yetişen ‘süper kadınlar’ yaratma tasarısının, Türkiye’deki en aktüel göstergesi. Sosyalist Feminist Kolektif olarak, ‘başarıdan’ çok ‘mücadele’ hikâyesi olarak gördüğümüz gerçek hikâyemizle yarışmaya katıldık. Haftaiçinde açıklanan sonuçlara göre öykümüz maalesef yarışmanın sitesinde bile yayınlanmayı hak etmedi.

Bizim hikâyemiz

Kadınların gerçek mücadele hikâyesi, şöyle başlıyor: İstediğimiz bölümü okuyup istediğimiz mesleği yapmaya kalktığımızda, cinsiyetimize uygun bölümler seçip uygun mesleklerde çalışmamız yönündeki uyarılar dört koldan geldiğinde… İşe alım görüşmelerinde yeteneğimiz, bilgimiz, deneyimimiz sorulmadan evli mi bekâr mı olduğumuz, çocuk doğurmayı düşünüp düşünmediğimiz sorgulandığında… Bize ‘kadınlığımıza’ uygun şirket içi roller biçilip “fazlasını yapabilirim” dediğimizde sesimiz duyulmadığında ya da iş hayatında var olmak için ‘erkekleşmemiz’ istendiğinde… İş hayatına bir kez girdikten sonra uzun yıllar aynı pozisyonlarda kalıp cam tavanlara kafamızı çarptığımızda… Nasıl olsa evlenir, çocuk yapar diye düşünülerek adımız ‘meslek içi eğitim alacaklar’ listesine yazılmazken, evlenip çocuğumuz olduğunda da ‘işten çıkarılacaklar’ listesinin başına yazıldığımızda… Erkekler “Abicim hallederiz ama asıl maç yapar, akşama güzelleşiriz” diyerek erkek kardeşliklerini pekiştirip ilerlerken, bu ortamda işini yapmanın mücadelesini vermeye çalışan bizleri, birbirimizi yemekle suçladıklarında… Çocuklar lafa gelince hem kadının hem de erkeğinken, sadece kadınların çocuğu olurmuş gibi ebeveyn iznini doğum izni olarak sunup kreşleri sadece yeterli sayıda kadının çalıştığı yerlerde hak olarak tanımlayan yasalarla yüzleştiğimizde… Bunların suçlusu bizmişiz gibi ne devlet, ne işveren zarara uğrasın diye istihdamdan men cezaları aldığımızda…

Sabah 6’da kalkıp çocukları okula, kendimizi işe yetiştirmeye, akşam 9’da eve gelip hem eve hem de çocuklara yetişmeye çalışıp, haftasonları alışveriş ve çocukların aktiviteleri arasında cambazlık yaparken her şeyin yarım kalmaya başladığını fark edip büyüyen bir eksiklik duygusu yaşamaya başladığımızda… ‘Çocuk da yaparım kariyer de’ dizelerinin davetkâr hayal dünyasına karşın, ev ve iş arasındaki gerilimi yine hayatımızdaki başka bir kadının yardımıyla (annemizin desteği veya ücretli bir yardımcı) aşmaya çalıştığımızı fark ettiğimizde… Ev ile iş arasındaki sıkışmışlığa her pes edişimizin ardından, iş hayatına döndüğümüzde, bir adım geriden başlamak zorunda bırakıldığımızda… Erkeklerle aynı pozisyonlara geldiğimizde bile aynı ücretleri almadığımızı fark ettiğimizde… Erkek çalışanlar tarafından yapılan mobbing’le ya da ‘özel hayatı olmayan hırslı kadın’ yaftalarıyla karşılaştığımızda… Ters giden bir şeye tepki gösterdiğimizde “Özel günündesin galiba?” türü cinsiyetçi şakalarla sözlerimizin değersizleştirildiğini fark ettiğimizde… Etrafımızdaki erkeklerin yaşlarıyla birlikte göbekleri de büyürken, bizlerden daima güzel, bakımlı, zayıf ve ‘presentable’ olmamız beklendiğinde…

Keyifli yorgunluk

İşte bizim hayatla mücadelemiz böyle gerçekleşiyor. Oysa biz de kocamızın sevgiyle ütülediği gömlekle işe gitmek, akşamları yorgun döndüğümüzde, bizim gibi işten yorgun gelmiş erkeğimizin hazırladığı masaya oturup televizyon izlemek, kocamızın bakıp büyüttüğü çocuğumuzla oyunlar oynayıp yatağa gitmek isteyebiliriz. Haftasonları kocamız alışveriş ve temizlik işlerini ayarlarken, biz kadın arkadaşlarımızla balık tutmaya, maç izlemeye, sinemaya, play station oynamaya gidebiliriz. Eve döndüğümüzde kocamıza geçen günü anlatırken, o da tüm gün koşuşturmacada tamamladığı işler yüzünden “keyifli bir yorgunluk” içinde başını omzumuza yaslayıp tatlı tatlı bizi dinleyebilir. Bütün bunları yaparken kocamız şefkati ve problem çözücülüğüyle çok ama çok mutlu olamaz mı? İşte o zaman biz, tıpkı şu an erkeklerin hiç sorgulanmadan yapmış olduklarının kabul edildiği gibi, işiyle aile yaşamını mükemmel derecede uyumlulaştırmış kadınlar oluruz. Sizin de aklınızı kurcalamıyor mu, neden sadece kadınlar uyumlulaşmak zorunda?

Bu yarışma kadınları yüzyıllardır sorumlu oldukları işleri daha mükemmel yapmaya sevk eden, kişiliksizleştiren, bireyliklerini unutturan bir reklam faaliyetiydi. Devlete, sermayeye ve erkeklere sorumluluklarını hatırlatalım. Ev işini, çocuk bakımını erkeklerle paylaşalım, devletten ve sermayeden ebeveyn izni, çocuk bakımı, kreş talep edelim. O zaman hayat, hem kadınlar hem erkekler için daha sahici mutluluk ve başarı hikâyeleriyle dolu olacaktır.

NACİDE BERBER/ ÖZGÜN AKDURAN Sosyalist Feminist Kolektif

Advertisements

6 Responses to “>"Zamane Hatunları" ve Feminist Bir Yazı”

  1. >‘Çocuk da yaparım kariyer de’ dizelerinin davetkâr hayal dünyasına karşın, ev ve iş arasındaki gerilimi yine hayatımızdaki başka bir kadının yardımıyla (annemizin desteği veya ücretli bir yardımcı) aşmaya çalıştığımızı fark ettiğimizde…hayat reklam gibi değil değilmi..la campanella yı beğenmene sevindim:))

  2. >Süper bayıldım,sizide paylaştığınız için tebrik ediyorum.

  3. >Syrakusa, bize olmamız gereken anne modelinin dayatılmasına (işe de giden, çocuk da yapan, herşeye yetişen süper kadın modeli) sinir oluyorum. Evde çocuğuyla ilgilenmeyi tercih eden kadına "ev hanımı" muamelesi yapılmasına da aynı şekilde kızıyorum.Ve hayat reklam gibi değil maalesef…La Campanella, Yundi Li'nin parmaklarında daha bir güzel olmuş :)))

  4. >Teşekkürler "acemi yazar" 🙂 Ben de sevdim bu yazıyı, bu nedenle bir istisna yapıp paylaşmak istedim.

  5. >Süper anne ol çocukla aktivitenin dibine vur,başarılı bir iş hayatın olsun terfi üstüne terfi al,her zaman bakımlı görün,şık giyin,evin tertemiz olsun,sağlıklı beslenmek şiarını da atlama bu arada tüm bunları yaparken sosyalleşmeyi de unutma konsere git,arkadaşlarla takıl bla bla bla…bizi bu "çağdaş"peri masalına inandırmaya çalışanlarına HADİ ORADAN demek istiyorum.Yok böyle bir hayat.İyi ki bir istisna yapıp bu yazıyı paylaşmışsın Berna…

  6. >E, o zaman diyelim Gülay'cığım, HADİ ORADAN!:)))Uzun zaman bu saydıklarının hepsini aynı anda yapamadığımı düşünerek vicdan azabı duydum. Mutlaka birşey eksik kalıyor, sorun bende diye kendimi üzdüm. Dediğin gibi, yok böyle bir hayat!

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: