>
Şimdi, izinsiz, öyle içten gelen bir yazma coşkusuyla, bana ait olmayan bir alanda bir yazı paylaşacağım… Bir yerde okumuştum. Sonra dijital olarak gelince -paylaşmak kolay olduğundan- sizlere aktarmak istedim. (heyy, blog yazarı istemezsen hemen silebilirsin…)
Önce yazı; ——————— Doğumundan ergenliğine kadar tamamen modern çocuk eğitimi yöntemleri ile yetiştirilen ve “Türkiye’nin çocuk gelişimi kitaplarına göre büyütülen ilk çocuğu” unvanına sahip olan Zirve Doruk Kesican (25), geçtiğimiz günlerde askerden gelmesinin ardından bankacı olabilmek için gün sayıyor. Anne karnında klasik müzik dinleyerek başladığı yolculuğunun ardından, dünyaya adımını annesinin suda yaptığı doğumla atan Kesican’ın bankacılık yolunda ilerlemesi aileyi bir miktar hayal kırıklığına uğratsa da, kendisi bu durumdan pek şikayetçi değil. Türkiye’nin suda doğumla dünyaya gelen ilk bebeği Zirve Doruk Kesican, Türkiye’nin modern usüllere göre yetiştirilen ilk çocuğu… Daha annesinin karnındayken klasik müzik dinletilerek hayata hazırlanan Zirve Doruk, 1985 yılının haziran ayında Türkiye’de bir ilki gerçekleştiren annesi Ebru hanım tarafından suda dünyaya getirildi. Çocuklarının gelişimine verdikleri önemi “Oğlumuzun içine doğduğu evrene saygılı, özgüvenli ve bizim başaramadıklarımızı gerçekleştirebilecek bir çocuk olması için her şeyi yaptık” sözleriyle özetleyen anne Ebru Kesican, biricik yavruları Zirve Doruk hakkında şu bilgileri verdi: Aktivite içinde kalan bir çocukluk dönemi “Eşim ve ben, Zirve Doruk için o zamanın en modern usulleri neyse hepsini birer birer uyguladık inanın. Oturmasını, kalkmasını, tuvalet adabını, kaç yaşında hangi arkadaşları ile ne oynayacağını falan hepsini kitabına uygun yaptık. Koca insanlarız, şu yaşa kadar daha bir kere psikoloğa gitmedik; Zirve Doruk belki 2 yaş sendromuna girer diye pedagog’a koştuk zamanında. Henüz 5 yaşında baleye başladı, sonra piyanoya yazdırdık, ilkokuldayken tenis oynardı, satranç deseniz o da var, yemedik içmedik özel okullara da gönderdik ama gelin görün ki yaş biraz ilerledikçe bizim oğlanın da diğerlerinden pek bi farkı kalmadı. O kadar tenis dersi alan çocuk yine halı saha maçına gitti, yine bütün gün oturup televizyon izledi. İşte şimdi de bankacı oluyor… Tamam oğlumuzdur, bir yaramazlığını da görmedik çok şükür ama suda dünyaya gelen bir çocuğun, şimdi elinde iddaa kuponlarıyla gezip, bankacılık sınavlarına hazırlanması da ağrıma gidiyor açıkçası.” “Çocuk maalesef kendini amorti etmedi” Sözlerine oğlunun hiç değilse it kopuk serseri olmadığı için memnun olduğunu söyleyerek başlayan baba Serhat Kesican ise yine de yaptıkları yatırımların çok da karşılığını alamadıklarını itiraf etti. Kendisinin de bir devlet bankasından emekli olduğunu dile getiren baba Kesican, “Zirve Doruk ne olursa olsun bizim canımız ama yine de bir kendi çocukluğuma bakıyorum, bir bizim Zirve Doruk’un çocukluğa bakıyorum, aklım almıyor… Ben köy yerinde, saldım çayıra mevlam kayıra anlayışıyla yetişip bankacı oldum, bizim oğlan aman hangi yaşta hangi oyun kişisel gelişimine katkıda bulunacak, aman organik gıdalarla beslensin falan derken yine sonunda benimle aynı noktaya vardı. Kabaca bir hesap yaptım, bankadan emekli olana kadar kazanacağı parayla bu yaşa gelene kadar onun için yaptığımız masrafı ucu ucuna ancak çıkartabiliyor. Neyse, canı sağolsun tabii. Evlattır neticede…” diyerek, yaşadığı hayal kırıklığını gözler önüne serdi. “Bazı şeyler zorla olmuyor” Anne ve babasının açıklamalarının ardından söz alan Zirve Doruk Kesican ise bazı şeylerin de fıtrat meselesini olduğunu ve ailesinin daha en başta klasik müzikle olsun, suda doğumla olsun beklentileri gereksiz yere yükselttiğini belirtti. Sadece isminin ağırlığının bile kendisi için yük olduğunu vurgulayan Zirve Doruk Kesican, “Valla benim kimseden baleydi, gitar kursuydu bilmemneydi gibi bir talebim olmadı. Zaten sonra arkadaşlar arasında da epey zorluk yaşadım, sıkıntılar oldu. Baleyi filan zaten kimseye anlatamazsın da, suda doğum hikayesi yüzünden bile lise bitene kadar lakabım lepistes olarak kaldı. Sağ olsunlar uğraşmışlar etmişler ama keşke hiç girmeselerdi böyle işlere” dedi. Hayatının bundan sonraki dönemi için sınavları geçebilirse bankacı olmak ve Fizik öğretmeni olarak atama bekleyen kız arkadaşıyla evlenip birlikte 10 sene ev kredisi ödemek gibi planları olduğunu belirten Zirve Doruk Kesican, açıklamalarına şöyle son verdi: “Bizden geçti artık ama çocuk sahibi olunca yine elimiz mahkum deniycez bu klasik müziğiydi, suda doğumuydu, zeka geliştiren oyuncaklarıydı falan. Bu şekilde 3-5 jenerasyon sonra belki aileden dahi bir bilimadamı ya da bir gol kralı falan çıkarabilirsek ne mutlu bize…
—————- Şimdi biraz yorum;
Çok güldüm haliyle. Önce gerçektir diye düşündüm. Ama sanırım Zaytung haberi. Ama, içeriğinde çok da haksızlar diyemeyeceğim. Çocuklara yüklediğimiz anlamlar, görevler ya da her neyse gerçekten çok ağır değil mi? En azından çocukken, böylesine sorumsuz ve oyun çağlarındayken dayatmalarımız ne denli doğru? Bilemiyorum… Ne yaparsak yapalım, hayat onların… Seçimlerini yapacaklar.
İçinizden, iyi de bizim görevimiz ortam oluşturmak, zemini tesis etmek dediğinizi duyuyorum. Ama Zirve’nin dediği gibi, “Valla benim kimseden baleydi, gitar kursuydu bilmem neydi gibi bir talebim olmadı” derlerse ne cevap vereceğiz…
Belki de bunları şu günlerde çok yorgun olduğumdan yazıyorum. Yani diyorum ki, iyi ki çocukluğum kırsal bir alanda geçti. İyi ki doya doya oynadım. Piano kursu, vs yoktu da gönderilmedim. Ivır zıvır eşyalara Fırat gibi “Oynarım ki ben bununla dedim” ve oynadım. Zaten modern hayat insanlara zorlaştırılmış bir hayat sunmuyor mu? Her şeyin zorluğu gün be gün artıyor ve geçilmesi gereken eşiği yükselmiyor mu?
Her neyse bir gülmeli, bir düşündürmeli yazıma baba bir adamdan alıntı ile son vereyim… ….
çocuklar senin çocukların değil
hayatın oğul ve kızları
seninle beraber ama sana ait değiller
sevgini verebilirsin onlara ama düşüncelerini değil
çünkü onların kendi düşünceleri var
bedenlerini evinde barındırabilirsin ama ruhlarını değil
çünkü ruhları yarının evinde yasar ve sen o evi rüyalarında bile ziyaret edemezsin
onlar gibi olmak isteyebilirsin ama onları kendine benzetmeye çalışma
çünkü hayat geriye gitmez
sen bir yaysın çocuklar senden ileriye fırlayan oklar gibi…
Halil Cibran
not: Böyle yazdığıma bakmayın… Bu yazdığım, paylaştığım her şeyin çıkmazını içimde hissediyorum. Hele Cibran’a bu açık sözlülüğünden dolayı neler neler diyorum…